İnsan zihni, sürekli maruz kaldığı ve tekrar eden durumları zamanla “doğal” hatta “değişmez gerçek” olarak kabul eder. Yoksulluk, geçim sıkıntısı, adaletsizlik, sessizlik… Toplum olarak içine sürüklendiğimiz bu olumsuzluklar, uzun süre devam ettiğinde, zihinlerimizde normalleşir ve ‘doğal’ bir gerçekliğe dönüşür. Oysa bu, gerçek değildir; sadece alışılmış bir yanılsamadır.

Yaşam doğumla başlar. Ama bu başlangıç, yalnızca dünyaya gelen çocuk için değildir; onu dünyaya getiren anne ve babalar için de yeni bir hayatın, yepyeni bir mücadelenin başlangıcıdır. Bir annenin telaşı, korkusu, bir babanın güvenli bir yaşam alanı inşa etme endişesi…

Bebeğinin gülen yüzüne bakarken, “Yetecek miyim? Başarabilecek miyim?” sorularına karşılık bulamayan cevaplar. Heyecanla karışık korkular, endişeler, ikilemler…

Bir anne ve baba, bebeğine bez ve mama almakla ilgili hiçbir endişe taşımamalıydı. Daha azıyla yetinmek zorunda kalmamalı, fedakârlıklarını çaresizlikten değil, sevgiden yapmalıydı. Anne olmanın omuzlarına verdiği ağırlıkla yola devam eden, mücadeleyi bırakmayan kalpler… Kolay mı sanıyorsunuz? Nice ışığı sönen, başı öne eğilen milyonlarca anne ve babalar var bu ülkede.

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan, yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşamayı kanıksamış durumda. Oysa insanca yaşamak, hayal kurmak ve umut etmek herkesin hakkıdır. Asıl gerçek, ancak sorgulamakla ortaya çıkar. Bugün yaşadığımız ekonomik sıkıntıların, adaletsiz gelir dağılımının ve toplumsal hissizliğin kader olmadığını anlamak, bu düzeni değiştirmek için ilk adımdır. Zihnimizin alıştığı bu “gerçeği” sorgulamak, değiştirmek ve daha adil, insanca ve umut dolu bir yaşamı talep etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Oysaki ne anne, ne de baba korkmalıydı bebeğini dünyaya getirirken. Ne bezini ne mamasını, ne de eğitimini, geleceğini sorun etmemeliydi. Anneliğini ve babalığını sonuna kadar yaşamalı, yaşatmalıydı bebeğine. Güvenli, sıcak bir ev, güvenli bir gelecek için endişe duymamalıydı. Gerçekler bunlar olması gerekirken, bizi başka bir dünyanın; güneşsiz, umutsuz, korku dolu, fakir, fukara, ışığı asla parlamayacak insanı yapmaya çalışanlara, bize sürekli “daha az olanla yetinin!” diyenlere söylememiz gereken bir söz var:

“Bu gerçek değil!” Sizin gerçekliğinizi kabul etmiyoruz. İnsanca ve onurlu bir yaşam istiyoruz!

Daha iyisi mümkünken, daha kötüsüne razı gelmenin yorgunluğu içinde;

Gençlerimiz için iş, aş, mutlu bir gelecek istiyoruz. Çocuklarımızın iyi eğitimli olmasını, sağlıklı ve dengeli beslenmesini istiyoruz. Anne ve babaların yüzü gülsün istiyoruz. Yoksulluk sınırı üzerinde ücretler alan, refah içinde yaşayan bir millet istiyoruz. Barınma, beslenme, eğitim ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilen bir ülke istiyoruz. Türkiye’de doğan, büyüyen, huzurlu ve mutlu bir yaşam süren ve ömrünün son günlerini de güven, huzur ve mutluluk içinde geçiren bir millet olmak istiyoruz. Gerçekler bunlar!

Dolu dolu bir yaşam, mutlu bir ömür istemek hepimizin hakkıdır. Bu hakkı mutlaka kazanacağız.

Türkiye Kamu-Sen olarak, Torba kanunu hassasiyetle takip etmeye devam ediyoruz
Türkiye Kamu-Sen olarak, Torba kanunu hassasiyetle takip etmeye devam ediyoruz
İçeriği Görüntüle
Gönderinin Etkileşimi

18

0

0

Bu gönderiyi paylaş

FacebookTwitterEmailPaylaş

33%

Back to Top