Memur-Sen

PROVOKATÖRLER, İSTİSMARCILAR BİLSİN Kİ, MEMUR-SEN; SON KALEMİZİN, DEVLETİMİZİN, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMİNATIDIR

Genel Başkanımız Ali Yalçın’ın, 9. Büyük Türkiye Buluşmasında yaptığı konuşmasındaki sözlerini çarpıtarak ideolojik bağnazlıkla niyet okuması yapmaya girişen, zihinlerindeki zehri tarihi hakikatlerin üzerine kusarak algı operasyonuna kalkışan, Atatürk istismarıyla Milletimizin sinir uçlarıyla oynayan ve provokasyon peşinde koşan kesimler bilmelidir ki Memur-Sen, ucuz oyunlarla maniple edebilecekleri bir hareket değildir! Cehaletin en kötüsü kasdi cehalettir, denir…Kötü niyetle, kasdi cehaletle Milletimizin zihnini bulandırmaya, eski Türkiye özlemlerini dile getirenlere tavrımız nettir: Yok saymak! Bırakın bu Cumhuriyet tüccarlığını

Türkiye Cumhuriyeti son kalemizdir, Devletimizdir… Cumhuriyetimiz sizlerin menfaat kaynağı, haksız ve hadsiz ikbal basamağınız değildir. Bu nedenle konuyla ilgili Basın Açıklamamızı aziz Milletimizin takdirine sunuyoruz.

PROVOKATÖRLER, İSTİSMARCILAR BİLSİN Kİ, MEMUR-SEN; SON KALEMİZİN, DEVLETİMİZİN, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMİNATIDIR

İdeolojik bağnazlık; anlayışı kıtlaştırır, basireti katleder, apaçık bir cümleyi bile anlamaktan aciz bırakır. Ne acı ki bu duruma bir kez daha şahit oluyoruz. Genel Başkanımızın 9. Türkiye Buluşmamızda sarf ettiği;

“Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen Eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.” ifadelerinin ideolojik saplantıyla karışık art niyetin kör ettiği akıllarca, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ü ve Cumhuriyetimizi istismar siyasetine alet edenlerce, bilerek ve isteyerek çarpıtıldığını görüyoruz. Bir kez daha belli çevrelerin ucuz senaryoları iştahla uyguladığını görüyoruz. Biz ne dediğimizi çok iyi biliyoruz. Coşku ve heyecan dolu Türkiye Buluşmamızla kimlerin nasırına bastığımızı da görüyoruz.

Açık söylüyoruz: Bizim için vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği, ülkenin dirliği kırmızı çizgimizdir ve bu her türlü mülahazanın üzerindedir, öyle de kalacaktır. Biz vatanımızın değerlerine laf ettirmeyiz, maskelerin ardında operasyon çekenlere de prim vermeyiz. Bu nedenle, bizim, Atatürk'ü ve Cumhuriyetçiliği sömüren, ucuz polemiklere bel bağlayan istismarcılarla sorunumuz var.

Atatürkçülük kisvesi altında milletimizin değerlerine saldıranlar, çağdaşlık kisvesi altında sapkınlığı yüceltip ailenin dibini oyanlar, sendikacılık kisvesi altında tezviratla provokasyon peşinde koşanlar, ne bizi ne de söylediklerimizi anlayabilirler. Sormazlar mı adama: “Siz herkesi kör âlemi sersem mi sanırsınız?”

Anlamazlara anlamaları için kısa bir tarih dersi verip ezberlerini bozalım:

Bu ülkede Nuri Killigil, Şakir Zümre, Nuri Demirağ gibi tam bağımsız bir Türkiye için mücadele eden kişilerin, Devrim otomobili gibi girişimlerin önünün kesildiği süreçler bir narkoz değil miydi?

27 Mayıs,12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat gibi her on yılda bir darbe yapılıp milletimizin iradesinin engellendiği süreçler bir narkoz değil miydi?

27 Mayıs darbesiyle seçimle başa gelmiş başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmesi, 27 Mayıs’ın bayram olarak kutlanması bir narkoz değil miydi?

12 Eylül’e giden yolda milletimizin evlatlarının “bir sizden bir bizden” mantığıyla toplumsal kaosun üretilmesi, gençlerin idam sehpalarında sallandırılması, darbe anayasasıyla millete deli gömleğinin giydirilmesi bir narkoz değil miydi?

28 Şubat’ta yüz binlerce öğrencinin eğitim hakkının, kamu görevlisinin çalışma hakkının engellenmesi, inancın açıkça hedef alınması, milyonlarca kişinin dindar olduğu gerekçesiyle fişlenmesi, darbenin sivil ayağının oluşturulması bir narkoz değil miydi? İrtica söylemiyle kitlelerin narkozlanıp milletimizin kaynaklarının hortumlaması bir narkoz değil miydi?

Türkiye Kamu-Sen  8. Olağan Genel Kurulu Yönetim Kurulu Belirlendi
Türkiye Kamu-Sen 8. Olağan Genel Kurulu Yönetim Kurulu Belirlendi
İçeriği Görüntüle

Okullarda namaz kılan öğrencileri, adi bir suç işlemiş, ahlaksızlık yapmış gibi manşete taşımak, başörtüsü takıyor, namaz kılıyor, vatanını seviyor diye insanları fişlemek, kız çocuklarını üniversite kapılarında turnikelere sıkıştırmak narkoz değil miydi?

Milletimizin evlatlarının laik anti laik diye ayrılması, din, dil, ırk üzerinden suni fay hatları üretilmesi, Türk-Kürt, Alevi Sünni, sağcı-solcu kavgasıyla bu ülkenin onlarca yılının çalınması, karanlık mahfillerde üretilen terör örgütleriyle ülkenin maddi varlığının, milletimizin manevi birliğinin paramparça edilip enerjisinin heba edilmesi bir narkoz değil miydi?

Milletimizin tarihiyle, inancıyla, kültürüyle bağının koparılması, hafızasızlaştırılması bir narkoz değil miydi?

Peki, bütün bunların ortadan kalkmış olması, Türkiye’nin savunma sanayinde çağ atlaması, aktif dış politikayla milletimizin çıkarlarını dünyanın her yerinde koruyan küresel bir aktöre dönüşmesi narkozdan çıkmak değil midir?

Türkiye’nin fasit darbe döngüsünden çıkarılması, millet iradesi üzerindeki vesayetin ortadan kaldırılması, inanç özgürlüğünün sağlanması, milletimizin değerleriyle, tarihiyle, kültürüyle buluşuyor olması narkozdan çıkmak değil midir?

“Terörsüz Türkiye” diyerek, suni fay hatlarını kapatmayı, emperyalizmin kirli planlarını boşa çıkarmayı, vatanımızın bölünmezliğini, milletimizin birliğini ilelebet teminat altına almayı, barışı ve huzuru hedeflemek narkozdan kurtulmak değil mi?

Hadi tarih bilmiyorsunuz, kendi yaşadığınız dönemleri de mi hatırlamıyorsunuz? Sahi, ülke bu narkozun içinde uyutulurken sizler neredeydiniz? 15 Temmuz’da, 28 Şubat’ta bizler meydanlarda milletimizle aynı safta mücadele ederken sizler ne yapıyordunuz? Narkozun etkisiyle sonuca göre pozisyon almak için erketeye yatanlarla, darbecilere yol açanlarla mı birlikteydiniz.

Kendilerini laiklik, Atatürk ve Cumhuriyet ombudsmanı sanan, aklını, sağduyusunu, basiretini yitirmiş zavallılara diyoruz ki;

Eski Türkiye’deki imtiyazlarınızı kaybetmiş olmaktan dolayı bir kısım siyasetçi, gazeteci ve sair güruhun yaşadığı öfke ve hazımsızlığı anlıyoruz. Kimi sendikaların üç beş üye kapmak için iftira ve istismar siyasetine sarılmalarını da anlıyoruz. Ama merak ediyoruz: Aziz milletimizin haktan, hakikatten, tarihten ve milletten kopmuş ucuz siyasetlere, taktik ve stratejilere teveccüh göstermediği halde hala aynı numaralara başvurmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Biz, meseleleri çarpıtarak iftira atmanıza, bildik tezvirata sığınmanıza alıştık. Tam da bu yüzden kimsenin sizi ciddiye almamasına da siz alışacaksınız. Ama meydanı boş zannedip ideolojik saplantılarınıza ve ucuz taktiklerinize milletimizin hassasiyetlerini kurban etmenize müsaade etmeyeceğiz.

Bizim kurucu kodlarımız nettir, Mehmet Akif İnan’ın deyimiyle “Her fikre saygımız vardır yeter ki kişi dinime küfretmesin ve vatan haini olmasın.” Memur-Sen her fikirden, her kökenden, her mezhepten 1 milyon 78 bin üyesiyle, suni fay hatlarından beslenenlerin karşısında Cumhuriyetimizin gerçek teminatıdır ve öyle de olmaya devam edecektir.

Memur-Sen olarak, Türkiye Yüzyılı vizyonuna yakışır bir şekilde büyük, güçlü ve müreffeh Türkiye için çalışmaya devam edeceğiz.

Atalet bitiyor, millet narkozdan uyanıyor ve yiğit düştüğü yerden kalkıyor.

Resim

Resim